Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar * Makale sahibi isminin yayınlanmasını istememiştir. Tercüme Eden: Ebu Muaz el...

13 Mart 2012 Salı

Feminist Kafirlere Yaranmak İsteyen İlahiyatçı Tagutların Evlilik Yaşı Hakkındaki Saptırmalarına Reddiye


Şeyh Husamuddin Affane’nin 09 Mart 2012 tarihli saat:07:51’de yayınlanan fetvası:

Soru: el-Kudüs gazetesinde Aişe radıyallahu anha’nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile evliliği hakkında bir makale okudum. Orada Aişe radıyallahu anha’nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile dokuz yaşında değil, on dokuz yaşında evlendiği anlatılıyordu. Bu konuda görüşünüz nedir?



Cevap: Bahsi geçen makaleyi okudum ve orada birçok yanlışlıklar olduğunu gördüm. Bunların en önemlilerinin kusurlarını açıklıyorum:

Birincisi: Makalede şöyle deniliyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den Kur’an’a uygun olarak gelenin sahihtir, Kur’âna aykırı olanın ise reddedileceğini bize haber vermiştir.”

Derim ki: Bu batıl bir sözdür. Alimler tarafından eskiden beri bilinir. Bu uydurulmuş bir hadistir. Bunu zındıklar uydurmuşlardır. Bu uydurmaya göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem güya şöyle buyurmuş: “Benden gelenleri Allah’ın kitabına arz edin. Eğer ona uygunsa alın, aksi halde duvara çalın.” Beni şaşırtan hususlardandır ki, Buhari ve Muslim’in sahihlerinde gelen bir hadisi reddetmek için, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş olduğunda alimlerin ittifak ettikleri bir hadisle delil getiriliyor!

Hafız İbn Abdilberr şöyle demiştir: “Abdurrahman b. Mehdi dedi ki: “Zındıklar ve Hariciler bu hadisi uydurmuşlardır. Yani Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu iftirasını uydurmuşlardır: “Benden size gelenleri Allah’ın kitabına arz edin. Eğer Allah’ın kitabına uygunsa ben onu söylemişimdir. Eğer Allah’ın kitabına aykırı ise ben onu söylememişimdir. Ben ancak Allah’ın kitabına uygun olanı söyler ve onunla hidayet bulurum.” Bu sözler, nakillerin sahihini ve sakimini bilen alimlere göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den asla sahih değildir. Nitekim bu hadisi Hadis Ehlinden bir topluluk arz etmişler ve şöyle demişlerdir: “Biz bu hadisi Allah’ın kitabına arz ettiğimizde, Allah’ın kitabına aykırı bulduk. Zira bizler Allah’ın kitabında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ancak Allah’ın kitabına uygun olan hadisinin kabul edileceğini bulamadık. Fakat Allah’ın kitabında mutlak olarak Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek alma, emrine itaat etme, hangi durum olursa olsun, O’nun emrine muhalefetten sakınma emrini bulduk.” (Camiu Beyani’l-İlm 2/191)

Beyhaki şöyle demiştir: “Hadisin Kur’âna arz edilmesi hakkında rivayet edilen hadis batıldır, sahih değildir. Bu uydurma, kendi içinde çelişkilidir. Kur’ânda hadisin Kur’ana arz edilmesine delalet eden bir şey yoktur.” (Suyuti, Miftahu’l-Cenne s.6)

İmam Yahya b. Main, bahsi geçen hadis hakkında şöyle demiştir: “Bunu zındıklar uydurmuşlardır.” Aynısını el-Hattabi, İbn Hazm, es-Sagani ve eş-Şevkani de söylemişler, İbnu’l-Cevzi de (uydurma hadisler hakkındaki kitabı) el-Mevduat’ta zikretmiştir. (Bkz.: Fevaidu’l-Mecmua (s.291) İbn Hazm, el-İhkam (1/249-253) Keşfu’l-Hafa (1/86) el-Mekasıdu’l-Hasene (s.36) es-Silsiletu’z-Zaife (2/203-211)

İkincisi: Makalede şöyle deniliyor: “Buhari’nin bu hususta rivayet ettiği hadislerin zayıf olduğunu gösteren birçok deliller vardır…  böyle bir hadisin sahih hadisler makamında olamayacağının delilleri vardır… Şayet bu hadisi metin ve anlam olarak ve sıhhatini incelersek mutlaka şunu söyleriz: Şüphesiz Buhari, faziletiyle İslam’a mâl olmasına rağmen, o ancak bir beşerdir. Nitekim o, hadisleri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından kısa sayılmayan bir süre sonra toplamıştır. Şüphesiz burada akla uymayan ve bu hadis gibi anlam olarak kabul edilemeyecek şeyler vardır. Yine büyük kimsenin emzirilmesi de böyledir. Bunlar Kur’an-ı Kerime ve İslamın müsamahalı öğretilerine, yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakından bildiğimiz hususlara da uymaz.  Allah Teâlâ onun hakkında: “Şüphesiz sen elbette yüce bir ahlak üzeresin” buyurmuştur. Buhari bu iki hadisi çelişkilerini muhakeme etmeksizin nakletmiş olabilir.”

Derim ki: Bu sözler reddi için yapılacak açıklamaları buraya sığdıramayacağımız kadar çok hatalar içermektedir. Lakin şunun bilinmesi gerekir ki, İmam Buhari, kendi zamanında Hadis ehlinin imamı, uyulan önderidir. Hafız İbn Kesir’in nitelediği gibi, üstünlükleriyle akranlarının önüne geçmiştir.

İbnu’s-Subki, İmam Buhari hakkında şöyle demiştir: “O Müslümanların imamı, tevhid ehlinin önderi, müminlerin şeyhi, gönderilen rasullerin efendisinin hadisleri hakkında başvuru mercii ve dinin nizamının hafızıdır.”

Nitekim alimler onun hakkında çok şeyler yazmışlardır. Hafız İbn Hacer, onun hakkında alimlerin sözleri zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Şayet onun asrından sonra gelen imamların Buhariye övgüleri için bir bab başlığı açılsa,  elbette kağıtlar ve nefesler yetmezdi. O sahili olmayan bir deniz gibidir.” (Hedyu’s-Sari 2/258)

Sahihu’l-Buhari’ye gelince, dünyada Allah Azze ve Celle’nin kitabından sonra en sahih kitaptır. İmam Nevevi şöyle demiştir: “Alimler – Allah onlara rahmet etsin – Kitabu’l-Aziz’den sonra en sahih kitapların Buhari ve Muslim’in sahihleri olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Ümmet bu iki kitabı kabul ile karşılamıştır. Buhari’nin kitabı ise daha sahih olanıdır, daha fazla fayda ve gizli açık daha fazla bilgiler içermektedir.” (Nevevi, Şerhu Sahihi Muslim 1/24)

İbnu’s-Subki şöyle demiştir: “Buharini kitabı Camiu’s-Sahih, Allah’ın kitabından sonra İslam kitaplarının en değerlisidir.” (Bkz: İşrune Hadisen Min Sahihi’l-Buhari (s.8 vd.)

Veliyullah ed-Dehlevi şöyle demiştir: “Sahihayn’e gelince, muhaddsler bu ikisinde bulunan muttasıl ve merfu hadislerin hepsinin sahih olduğunda kesin olarak ittifak etmişlerdir. Bu iki kitap musanniflerinden mutevatir olarak nakledilmiştir. Bu iki kitabın değerini hafife alan kimse, müminlerin yolundan başkasına tabi olan bir bidatçidir.” (Huccetu’llahi’l-Baliga 1/249)

Allame Ahmed Şakir şöyle demiştir: “Muhakkik hadis alimlerine ve onların yoluyla hidayet bulan, emre basiretle tabi olanlara göre hakkında bir tartışma bulunmayan hak şudur: Şüphesiz Sahihayn (Buhari ve Muslim) hadislerinin tamamı sahihtir. Bunlardan eleştirilen veya zayıf olan bir rivayet yoktur… Sahihayn’da sahih olmayan hadisler olduğuna dair iftiracıların dedikoduları ve iddiacıların iddiaları seni sarsmasın! Haklarında eleştiri bulunan ve ince kaidelerle tenkid edilen hadisler araştırılmış ve ilim ehli imamlar gerekli açıklamayı yapmışlardır.” (Baisu’l-Hasis s.35)

 Eski ve yeni ilim ehlinin Sahihayn’ı öven sözlerinden bir tutam zikrettikten sonra, o alimlerin ve diğerlerinin Sahihayn hakkındaki bu hükümleri gelişi güzel olarak mutlak saymadıklarını bilmek gerekir. bilakis ancak Sahihayn hakkında basiret ve hidayet üzere, şuurla yapılan araştırmalardan sonra bunu söylemişlerdir.

Nitekim binlerce hafız alim, Buhari ve Muslim’in isnadlarını incelemişler ve hakka ulaşmışlardır. Haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Sahihayn’daki veya ikisinden birindeki merfu hadisler en düşük bir şüphe olmaksızın sahihtir. Buhari ve Muslim’in sahihlerinde rivayet etmekte ittifak ettikleri hadisler ise sahih hadisin en yüksek derecesindekilerdir.

Aişe radıyallahu anha’nın evlenmesi kıssası da Buhari ve Muslim’in ittifakla rivayet ettikleri hadislerdendir.

Üçüncüsü: Aişe radıyallahu anha’nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile evliliği

Aişe radıyallahu anhanın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile nikahı altı yaşında iken kıyılmış, dokuz yaşında iken de zifafa girmiştir. Bu husus sahih ve sabittir. Hatta mütevatirdir. Bunun aksine olarak söylenenler batıldır.

 Bu konu oldukça özetle açıklanacaktır:

1- Buhari bu kıssayı rivayet etmekte tek kalmamıştır. Bilakis Hişam b. Urve yolundan başka yollarla da rivayet edilmiştir:

a- İmam Muslim: Abd b. Humeyd – Abdurrazzak – Ma’mer – ez-Zuhri – Urve – Aişe radıyallahu anha yoluyla: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisini yedi yaşında iken nikahladığını, dokuz yaşında iken zifafa girdiğini rivayet etmiştir. Kendisi on sekiz yaşında iken Nebî sallallahu aleyhi ve sellem vefat etmiştir.”

b- Sunenu Ebi Davud’da (4939) bu rivayet edilmiş ve Allame el-Elbani “Hasen, sahih” demiştir.

c- Nesai, Sunenu’l-Kubra’da (5370, 5365) ve Sunenu’s-Sugra’da (3379) rivayet etmiş, Allame el-Elbani: “sahih” demiştir.

d- Sunenu İbn Mace’de (1877) rivayet edilmiş, allame el-Elbani “sahih” demiştir.

e- Ahmed’in Musned’inde (26517, 24152) rivayet edilmiş, Şuayb el-Arnaut: “Buhari ve Muslimin şartlarına göre sahihtir” demiştir.

 f- Taberani Mu’cemu’l-Kebir’de rivayet etmiştir. (no:18584, 18585, 18587, 18588, 18571)

g- Beyhaki Sunenu’l-Kubra’da (1/145) rivayet etmiştir.

 h- el-Humeydî, Musnedin’de (1/263) rivayet etmiştir.

Bu on beş hadisin hiçbirinde Hişam b. Urve yoktur!

2- Hişam b. Urve Buharinin isnadındaki ravilerden biridir ve o güvenilir ravilerdendir. Makale sahibinin: “İsnad zincirinde, rivayetinde güvenilir olmayan eleştirilmiş ravi vardır” şeklindeki iddiası doğru değildir. Bilakis Hişam b. Urve, rivayet uzmanlarına göre sikadır. Ebu Hatim: “Sika, hadiste imam” demiştir. Muhammed b. Said: “Sebt (sağlam), çok hadis rivayet etmiştir. Hüccettir. Sika idi” demiştir. İbn Hibban, es-Sikât’ta zikretmiş ve: “Mutkin (çok sağlam), vera sahibi, faziletli ve hafız idi” demiştir.

Dördüncüsü: Aişe radıyallahu anha’nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile evlilik akdi, o altı yaşında iken olmuş, dokuz yaşında iken zifafa girmiştir. Bu husus Kur’an ile çelişmez.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yaşlılık sebebiyle hayızdan kesilen kadınlarınızın bekleme sürelerinden şüphe ederseniz, onların bekleme süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin süresi de böyledir. Hamile kadınların bekleme süreleri ise, yüklerini bırakıncaya kadardır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah da ona işinde bir kolaylık ihsan eder.” (Talak 4)

Bu ayet, küçük yaştaki kızın evlenmesinin caiz oluşuna delildir. Evlenilecek kızın belirli bir yaşta olması şart koşulmamıştır. Bilakis bu örfe bırakılmıştır.

İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, yaşlılık nedeniyle âdetten kesilmiş olan kadınların iddet müddetinin âdet gören kadınlarla ilgili olarak Bakara sûresinde (228. âyet) belirtildiği gibi üç temizlik üzerine üç ay olduğunu belirti­yor. Henüz âdet yaşına erişmemiş olan küçük kızların da âdetten kesil­miş hanımlar gibi üç ay iddet bekleyeceklerini bildiriyor ve: “Kadınla­rınızdan âdetten kesilmiş olanların iddeti; eğer şüphe ederseniz üç aydır” buyuruyor.” (Tefsiru İbn Kesir 8/149)

Bilinmektedir ki, talak/boşama ancak evlilikten sonra olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Onlara dâir fetvayı size Allah veriyor. Kendilerine yazılmış olanı vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz yetim kızlar hakkında, mağdur çocuklar hakkında ve ye­timlere insafla bakmanız hakkında kitabta sizlere okunan âyetler var..” (Nisa 127)

İmam Buhari, Aişe radıyallahu anha’dan bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Bu, yanında yetîm olan kişidir. O, kızın velîsi, vârisi olup, kız, yiyeceğine varıncaya kadar onun malına ortak olmuştur. O kişi onu nikâhlamayı arzulamaz. Ancak kızın kendisine ortak olduğu malında; ortak olacak endişesiyle başka biriyle evlendirmekten de hoş­lanmaz, İşte bu âyet bunlar hakkında nazil olmuştur” Hafız İbn Hacer el-Askalani Aişe radıyallahu anha hadisi hakkında şöyle demiştir: “Burada yetimlerin buluğ çağına varmadan evlendirilmelerinin caiz oluşuna delil vardır. Zira buluğa ermelerinden sonra onlara “yetimler” denmez.” (Fethu’l-Bari 12/444)

El-Muhelleb dedi ki: “Babanın, küçük yaştaki bakire kızını evlendirmesinin caiz olduğunda icma edilmiştir.” (Fethu’l-Bari 9/190)

İmam Nevevi şöyle demiştir: “Müslümanlar küçük yaştaki bakire kızın evlendirilmesinin caiz olduğunda icma etmişlerdir.” (Şerhu Muslim 5/128)

Geçen açıklamalara Aişe radıyallahu anhanın evliliğe layık olduğunu da eklemek gerekir. nitekim İbn Mut’im b. Adiy, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den önce ona talip olmuştu. Bunu Ahmed rivayet etmiş ve Şeyh el-Arnaut hasen demiştir.

Nevevi dedi ki: “ed-Davudi şöyle dedi: “Aişe radıyallahu anha genç ve güzeldi. Kendisini  bildiği zaman kadınların ulaştığı şeye ulaşmıştı. Nitekim Tirmizi’nin rivayetine göre şöyle demiştir: “Kız çocuğu dokuz yaşına geldiği zaman artık bir kadındır” (Fetava’ş-Şebeketi’l-İslamiye)

Beşincisi: Küçük kızın baliğ olması akla da, insan tabiatine de aykırı değildir. Hatta kadının bazı ülkelerde sekiz yaşından beri hayız görebileceği bilinmektedir. İmam Şafii şöyle demiştir: “Yemen’de dokuz yaşındaki kızların çoğunun hayız gördüklerini gördüm.” (Siyeru A’lami’n-Nubela 10/91)

 Yine İmam Şafii şöyle demiştir: “San’a’da yirmi bir yaşında bir nine gördüm. Dokuz yaşında hayız olmuş, on yaşında doğum yapmış, kızı da dokuz yşaında hayız olup on yaşında doğum yapmıştı.” (Beyhaki, Sunenu’l-Kubra 1/139)

Şahit olunan vakıa da bunu tasdik eder.

Özetle: Aişe radıyallahu anha’nın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile evliliği, o altı yaşında iken gerçekleşmiş, dokuz yaşında iken zifafa girmiştir. Sahih olan budur ve bunun dışındaki batıldır. Böyle bir evlilik Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e asla kusur değildir ve ne Kur’ana ne de selim akla aykırıdır! Vakıa bunu desteklemektedir. Bu olayı asrımıza ve zamanımıza muhakeme ettirmek caiz değildir. Nitekim onların zamanlarında küçük kızların evlendirilmeleri örfen bilinmekteydi. Onların ülkesi sıcak olduğundan daha erken yaşlarda buluğa ermek söz konusu idi. Asrımızda da batıda on yaşına gelmemiş küçük kızlarla ilişkiye girildiği bilinmektedir. Şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in Aişe radıyallahu anha ile evlenmesi, onların zamanında çirkin görülen bir şey olsaydı, Kureyş kafirleri mutlaka bunu da eleştirirlerdi.
Tercüme: Ebu Muaz
Kaynak: http://www.yasaloonak.net/2008-09-18-11-36-26/2009-07-07-12-20-34/1348-2012-03-09-05-53-50.html

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)